-- Reklam Alanı 9 --

-- Reklam Alanı 10 --

-- Reklam Alanı 1 --

Zayıflık Gösterilecek An Değildi!

Mustafa Kemal Atatürk’ü, defalarca cephede çarpıştığı komutanını iyi tanıyordu, anlamıştı canı çok sıkkındı, terliydi. Odanın balkonuna çıkmış dalgın gözlerle Marmara’yı seyrediyordu.

18:24:21 | 2018-05-01
Ergin ARSLAN
Ergin ARSLAN      info@cnetyazilim.com

Ocak 1937 İSTANBUL

Fahrettin paşa davet edildiği Park hotele varıp hemen Cumhurbaşkanının yanına yürüdü.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, defalarca cephede çarpıştığı komutanını iyi tanıyordu, anlamıştı canı çok sıkkındı, terliydi. Odanın balkonuna çıkmış dalgın gözlerle Marmara’yı seyrediyordu.

“Paşa biliyor musun ki ben Cumhurbaşkanlığını bırakıp Hatay’a çete reisi olacağım” dedi. Fahrettin paşa önce şaka yaptığını sandı, dönüp gülecekti ki gözlerine baktığında işin şakasının olmadığını anladı. Türk toprağı Hatay Fransızların elindeydi ve o toprağı tekrar vatana bağlamaya yeminliydi.

Tüm ülkeyi savaşa sokmaktansa Toroslarda bir direniş başlatıp Fransızlardan söküp alacaktı. Hatay’dan Lübnan’a emperyalist Fransızlara karşı direnişi başlatacaktı. Fahrettin paşa anlamıştı, karşısında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı değil Komutanı Kemal Paşa vardı!

Heyecanla planlarını anlattıkça Fahrettin paşa endişelenmeye başlamıştı.
Mustafa Kemal 15 yaşında asker üniformasını giymişti, Libya’da çarpışırken gözüne giren kireç parçası, Çanakkale de kalbini hedef alan şarapnel, sıtma, 2 kalp krizi, difteri ve hatta idam fermanları canını alamamıştı. Şimdi yorgun vücuduyla ne yapıp edecek Hatay’ı alacaktı.

Aralık 1937
Fransız ordusu Hatay’da bir takım kutlamaları bahane edip müdahale de bulunmuştu. Ermenilere silah dağıtıp Antakya halk evini basmışlardı. Hükümet konağında bir Türk gencini öldürdükleri haberi gelirken Atatürk Suriye başbakanı ile görüşme halindeydi.

Mesajı netti! Suriye’nin bağımsızlığına Fransa engel olmaya kalkarsa “SURİYEYE GİRERİM” dedi.

Ocak 1938
Halsizdi, burnu kanıyor ve bacağında illet bir kaşıntı geçmek bilmiyordu. Sabahlara kadar süren toplantının yorgunluğunu atmak için Yalova da dinlenirken doktoruna muayene oldu ve Siroz tanısı koymuştu doktor. Ama telkin edici sözler söylemişti. Mustafa Kemal ise Fransızca bir tıp sözlüğünü eline almış siroz maddesini okumuştu. Günlerim sayılı dedi kendi kendine.

Daha kötü bir zaman olamazdı, bir yanda Hatay meselesi bir yanda dünyada yaklaşan büyük savaş. Zayıflık gösterilecek an değildi, dünyaya güç göstermeliydi.

 

Mart 1938

Celal Bayar’ın ısrarıyla Avrupa’dan doktor Fissenger getirildi.  Hastalığın durdurulması mümkündü, günde 12 saat dinlenmesi gerekiyordu, içki sigara yasaktı. Çalışmaması gerekiyordu.

 

19 Mayıs 1938

Fransız gazeteleri tüm dünyaya Mustafa Kemal hasta hiç bir şey yapamaz haberleri geçiyordu. Açık açık lideri hasta Türkiye Hatayı alamaz diye meydan okumaydı bu.

Yoğun ısrarlara rağmen Atatürk Dinlenmeyi bırakıp gençlik ve spor bayramı etkinlikleri için stadyuma gitti, saatlerce gösterileri izledi. Tüm yorgunluğuna rağmen doktorlarının istirahat etme ricalarını reddedip ani bir kararla trenle Mersin’e geçti. Hatay’ın yanı başındaki Mersin, Tarsus ve Adana’da dünyaya vermesi gereken bir mesaj vardı.

 

24 Mayıs 1938 Adana

Tren istasyona yaklaşırken içini bir hüzün kaplamıştı. Güzel Adana’ya önceki gelişlerini hatırladı. Ekim 1918 de bir Osmanlı subayı, Ağustos 1920 de işgal güçlerine başkaldıran isyancı, Mart 1923 de Cumhuriyetin kurucusu olarak gelmişti.

Şimdi;

Sınıra yığdığı Otuz Bin kişilik ordusunun başında, bütün dünyaya meydan okumak için oradaydı. Tüm gün dinlenmesi gereken bir hasta Tarsus’ta Mersin’de saatlerce ayakta ve dimdik geçit töreni yapan askerleri izliyordu.

Çok yorgundu;

Bu sıcak günde emir verilir verilmez Hatay’a girmeye hazır piyade ve topçu birlikleri Fransıza göz dağı vermek için oradaydı. Ateşi vardı, vücudu yanıyordu ama zayıflık gösterilecek an değildi!

Geçitten sonra otomobilin önüne doğru geldi, bir şey diyecek oldu fakat diyemedi, dudakları kurumuştu, yüz hatlarına keskin ve acı ifadeler vardı. Vagonuna dönecekti vazgeçti, döndü yaveri Salih Bozok’a, “Salih” dedi gündüz gözüyle Adana’yı bir kere daha görelim.

5 Eylül 1938

Gövde gösterisi işe yaramıştı, Temmuz ayında Türkiye’nin baskısı sonucu Fransızlara rağmen 2500 Türk askeri Hatay’a girdi. Seslerini çıkaramadılar. Fransa geri adım attı, Hatay halkı gözyaşları içerisinde askerleri karşılamış ve tüm ülke bayram yapmıştı.

Atatürk bu zaferin bedelini sağlığıyla ödemiş ve vasiyetini hazırlatmıştı.

 

26 Eylül 1938

Bedeni sürekli güç kaybediyordu. Karnındaki şişlik giderek artmıştı. Hasta artık ızdıraba dayanamamış ve karnındaki şişlik bir operasyonla alınmıştı. Fakat birkaç gün sonra Atatürk ilk kez komaya girdi. Günler geçmiş bu komayı da atlatmıştı.

29 ekim  için Ankara’ya gitmek istemişti. Kurduğu Cumhuriyetin doğum gününü hasta yatağında geçiremezdi. “Ankara’ya gidelim ne olacaksam orada olayım” diyordu.

 

 

8 Kasım 1938

Tedaviler fayda etmiyordu. Yatağından çıkamıyordu. Şiddetli bir rahatsızlıkla mücadele ederken Hasan Rıza bey’e saati sormuştu. O son anlarda bilinci hep açıktı. Belki çocukluğunu, o güzel yüzlü annesini hatırlıyordu. Neşet Ömer bey onu muayene ederken Atatürk bir an duraksadı. Sanki uzun süredir beklediği biri gelmiş ona selam vermişti.

Mustafa Kemal Ve Aleyküm Selam diyerek gözlerini kapattı…

Vefatından bugüne geçen yıllarda Türkiye’de hatırası kimi zaman unutturulmak kimi zaman karalanmak istendi.

Her şeye rağmen zaman, her seferinde onun ilkelerinde ve öngörülerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdi. 57 yıllık ömrünün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti yoluna devam ediyor…

 

 

 

-- Adversting 6 --


ETİKET :  Mustafa Kema Hatay

Tümü